MucoForever videoları Dailymotion’da

Ocak 20, 2012 Yorum yapın
Categories: müzik Etiketler:,

Yaylalar, tatil köylerine mi dönüyor?

Kasım 2, 2011 Yorum yapın

Son yıllarda Karadeniz yaylalarının ünü yayılıp da İran, Azerbaycan, Gürcistan, Dubai veya Suudi Arabistan’dan da bölgemiz yaylalarına  insanlar akın akın gelirken, biz yerimiz de durur muyuz. Biz de çıkıyoruz sık sık yayla gezilerine tabi. Bir çok yaylanın adına bakmaksızın,  bir sebep bulup gitmeye çalışıyoruz. Bu gezilerimizde elbette daha önceleri de yaylalara çıktığımız arkadaşlarla yayla tekrarlarına da düşüyoruz. Her farklı gidişimiz de her bir yaylanın siluetinin değiştiğini, fiziki görüntüsünün farklılaştığını gözlemliyoruz. Bu farklılaşma, o yaylalarda daha önce gelinip,gidilmiş ve belki ihmal edilmiş Hardama(ahşap çatı kaplaması)ları çürümüş, kaybolmuşken birer kelifken şimdi onların yerlerinde sadece yedi günde tamamlanabilen prefabrik konutların birer mantar gibi dikiliyor olmasından kaynaklanıyor.

Hele bir de yaylanız, şimdilerde yol yapım çalışmaları hummalı bir şekilde süren Gümüşhane, Trabzon ve Bayburt’un neredeyse ortasında bulunan Çakırgöl Turizm Merkezi’ne yakınsa, bu yapılaşma yoğunluğunu daha da fazla görebiliyorsunuz. Geleneksel yaylacılık  yerine bu yeni konutlar, bu yeni yaylacıların “yaylacı” olmaktan çok tıpkı Akdeniz ve Ege’deki gibi yaylaları, birer tatil köyü şeklinde kullanacaklarını gösteriyor. Çünkü yeni yapılan yayla evlerinde, yaylacılığın en önemli gerekçelerinden biri olan hayvan besiciliği ve dolayısıyla da süt, tereyağı, peynir gibi ürünlerin elde edilmesini sağlayan hayvanlar için ahırlar bulunmuyor. Sadece tatil amaçlı yapılar olunca da biraz da yöre mimarisi yerine daha çok kentlerdeki binaları çağrıştıran yapılar dikkat çekiyor.

Mesela Gümüşhane’ye bağlı Acısu yaylasının hemen yukarısında bulunan Yeni yayla’da ardı ardına yapılan yeni yayla evleri, birer villayı andırırken, halk arasında Yomralıların yaylası (Kasaboğlu) olarak bilenen ve Camiboğazı yaylası yolu üzerinde bulunan Yaylada da  betonunu attıktan sonra sadece yedi günde 68 metrekarelik bir prefabrik eve 25 bin liraya sahip olabiliyorsunuz. Ancak bu yeni yayla konutlarını tabi öyle her aklına esenin yapması anlamında değil de , o yaylanın çocuğu değilseniz yapamıyorsunuz. Mutlaka o yayla nüfusuna sahip olmanız ve daha önceden aynı yayla ile bağınız olması gerekiyor. Aksi halde size kamu hizmetlerinden sayılan mesela elektrik verilmiyor. O zaman da yayla evinizin yanında varsa bir akarsu, o akarsudan kendiniz elektrik üretip, evinize bağlayabiliyorsunuz.

Yeniyayla’da  villa tipi taştan bir ev yapmış olmasına rağmen İsmet Yaren, ulusal enerji hattından elektrik alamayınca bu kez  o evinin aydınlatılması için 6 bin lira harcayarak enerji ihtiyacını amatör bir şekilde de olsa  kontrolsüz enerji üretimi ile kendi santralinden karşılamak zorunda kalmış. Aynı enerjinin kontrol sistemi ile de üretilmesi  elbette biraz daha fazla masraf gerektiriyor.İşte İsmet Yaren’in bu yayla evine verdiği kontrolsüz enerjiyi görmeye gidiyoruz. yanımızda yine o  bir parmak kalınlığında da olsa bölgede akan tüm su kaynaklarının boşa akmaması gerektiğini düşünen  Enver usta’da, buradaki kontrolsüz elektrikte ölçümler yapıyor ve bu enerjinin kontrollü olması halinde voltaj düşüklüklerinin yaşanmayacağını ve tüm elektrikli cihazların çalışabileceğinin artık mümkün olduğunu söylüyor. oradan Acısu yaylasındaki dağ tesislerine geçiyoruz. yol kenarında 5-6 ayrı noktadan akan madensularını geçip, tesise varıyoruz ki tesisin önünde de sürekli boşa akan bir acısu çeşmesini görüyoruz. orada tatlı çeşmesine de “tatlı su” diye levha ..devamı için

Hapsiyaş köprüsü’nden Uzungöl’e

Eylül 6, 2011 Yorum yapın

Karadenizolay.com -(Özel)-Bir hayli zaman olmuştu Uzungöl’e yaz mevsiminde gitmeyeli..önceleri fırsat bulup gidiyorduk ama tabi gitmekten sayılırsa..bizimkisi iş icabı olunca, takipler nedeniyle gittiklerimizi ben gitmekten saymam. Hem zaten tüm görevliler bilir bunu, belli bir görevdeyken gidilmiş yerlere “gittim” denilecek gidişler olmaz onlar. Benimkisi de o hesaptı. Aslında bunu Rahmetli Adnan Kahveci,  eşi ve çocukları ile Uzungöl’de söylemişti.  Bana “işin yoksa, Sumela Manastırı’na birlikte çıkalım, bakanken gitmiştim ama o gidişler bana hiç gitmişlik hissi vermez, vermedi de zaten. Gidelim” gitmiştik.  O zaman bu zamandır düşünürüm ve o zamana kadar  görevli gittiğim bir çok yere gitmediğimi o zaman anlamıştım!

Dokuz günlük Ramazan bayramını fırsata dönüştürüp, uzungöl’e çıkanlar öylesine çoktu ki, hani tabirimi mazur görün ama uzungöl doldu taştı tabiri abartı sayılmazdı. Son yıllarda daha çok arap turistlerin varlığından söz ediliyordu, bende merak ediyordum aslında var mı o söylenen kadar. Fakat yoktu, Araplar değil ama yerli turistlerden ben ya Arap göremedim ya da söylenenler abartıydı. Uzungöl, artık eskisi gibi değildi. Bir başka yazımda da söylemiştim, “Karadenizi önce biz gezelim” diye, o “biz” den kastım, Karadeniz insanıydı. Şimdi artık Uzungöl bile bize yabancı oluvermişti. o eski  uzungöl’in Uzungöl olduğu yıllardaki tenhalığın yerini, aşırı araç yığını ve dolayısıyla tıpkı o şehirlerdeki gürültü almıştı. Araçların birbirine yol vermesi bile sorun artık uzungöl’de.

Uzungöl, görmeyenler için gidilmesi gereken bir yer tabi. Fotoğraflarını hayal ederek büyüyenlerden tutun,  fotoğraflarını görünce, “ne mutlu size cennettesiniz” diye iç geçirenlere, gidip de doğasına, manzarasına doymayanların anlatımlarına imrenenlere  kadar hemen herkesi  büyüleyen  uzungöl’e çıkarken, Solaklı vadisinde hemen herkesin dikkatini çeken  Hapsiyaş Köprüsü’nde(Kiremitli köprü) fotoğraf çekmek için duruyoruz. Bu köprü,  ilk olarak 1935 yılında yapılmış ve bir başka örneği de bulunmadığı için 1996 yılında da “Anıtsal eser” olarak tescil edilmiş, 2002 yılında da aslına uygun olarak Trabzon valiliği tarafından restore edilerek bölge turizmine kazandırıldı. Hapsiyaş Köprüsü, sığınaktır aynı zamanda, yağmurlu havalarda o yöre sakinleri için. Köprünün hemen önünde yörenin kestane balı ve çiçek balı satışını yapan tezgahta fiyatları soruyorum. Çiçek balı 30 lira, kestane balı ise 50 lira. Aynı kestane balı Ayder’de 150 lira. Ayder balı diye de adlandırılıyor. Sanırım bu turizm patlaması, bizde fiyatları baya fırlatmış, canlı alabalık, çay ve bal fiyatları bana çok pahalı geldi. Düşüsenize çay yöresindesiniz ve ince bel bir bardak çay bir lira. Oysa kahvelerde çay normalde 40 kuruş. Neyse..

Oradan ayrılıp dedem, babam ve amcamların Çaykara’ya vardıklarında mutlaka ziyaret ettikleri,  ve bölgenin Müslüman olmasına  kaynaklı ettiğini söyledikleri Maraşlı köyündeki Maraşlı Saçaklızade Osman Efendi’nin türbesini ziyaret ediyoruz. Çaykara’nın hemen içinden, kaymakamlık binası önünden direk yukarıya doğru asfalt bir yolla çıkılıyor, oradan da devam edip, uzungöl yoluna zaten varılabiliyor. Hem manzarası ve hem de manevi havası ile Maraşlı Saçaklızade Osman efendi’nin türbesinden ayrılıyoruz. Son çıktığımda hala yolları tamamlanmamıştı Uzungöl’ün ama  artık tamamen asfalt ve yön levhaları da neredeyse eksiksiz yol boyunca. Tahmin ediyorum, hem bayram ve hem de hava güzel olunca Bayramın birinci gününde Uzungöl’ün kalabalık olabileceğini, yanılmamışım. Bir ara sanki İstanbul’da köprü trafiğine takılmışız gibi oluverdik. Araçların birbirlerine yol vermesi bile bir mesele oluverdi neredeyse. Türkiye’nin her yerinden plaka saymak mümkün tabi ama gurbetçilerle de yabancı plakaları da görebiliyoruz. İran plakalı araçlar da yok değil tabi.

Gölün çevresine dönülmüş o set duvarları ilk kez görüyorum, fakat aklıma uzungöl’ün suyunu karşılayan ve ilk kez DSİ tarafından yapıldığında Haldızan deresi üzerindeki bentler için de aynı “çevre kaygısı” dile getirilmişti zamanında ama o kalabalık trafiği gördükten sonra bende çevreci dostlarıma hak vermekten vazgeçtim. O  duvarlara rağmen göle uçan araçlar olmadı mı daha yakın bir zamanda, hem de ölümle sonuçlanan. İyi ki duvarla çevrildi Uzungöl, yoksa maazallah Uzungöl’in çevresini saran ve her birinin adeta birbirine inat “para hırsı” ile yapılmış o karmaşık binalar, göl möl dinlemez orayı da işgal ederdi kısa zamanda. O zaman da ortada Uzungöl diye bir yer kalmazdı zaten. Ellerinde birer cihazla bir zamanlar İstanbul sokaklarındaki  “değnekçi” leri aratmayan park parası kesen görevlileri nin sayısını da abartılı buluyorum. Tek yöndü yol otellerin yoğun olduğu yerde, şimdi bir başka cadde de dönüş için tahsis edilmiş ama ona rağmen çok kalabalık ve Uzungöl’ü bir tatil merkezinden çok  Konya’daki Mevlana türbesine çevirmişler. Durmadan doğruca Haldızan deresinden yukarıya doğru çıkıyoruz. Yukarıdaki bir balık çiftliğinden aldığımız alabalıklarla bir güzel mangal keyfi yapıp, bir yandan da buz gibi Haldızan deresinin sularında serinliyoruz.

Oysa Uzungöl dendiğinde aklıma ilk gelen Dursun Ali İnan’a uğrayıp, bir fotoğrafını çekecektim ve Uzungöl’ü yazarken de onun bir fotoğrafını kullanayım istiyordum ama zamanı değildi. Biz Dursun Ali inan’ı, keserle ağaç yonarken yıllar öncesinde gördüğümüzde o, şimdi onun tesislerini belki çevreleyen yapıların bir tanesi bile yoktu. Hem zaten onu babasına da “oğlun delirdi, parasını boşa harcıyor” diye şikayet bile etmişlerdi. Şimdi bakıyorum da Dursun Ali inan’ı babasına şikayet edenlerin de mutlaka Uzungöl’de bir tesisi vardır belki ve belki de “uzungölü ben yarattım” havalarından da geçilmiyordur, kim bilir! Dursun Ali inan’la görüşemedim, ama ne diyordur Uzungöl’ün şimdiki haline diye de merak etmiyor değilim. Uzungöl’den sonra aklıma ilk gelen isimdir Dursun Ali İnan, Uzungöl’ü yaratan tek sivil adamdır o. Çünkü o’nun 1987 yılındaki düşüncelerine bir yandan da Orman Bölge Müdürlüğü’nün örnek konaklama tesisleri olan desteğinin tanıklarıyız. Şimdi o orman bölge müdürlüğüne ait tesislere de baktım uzaktan, pek iç açıcı gelmedi bana ama yine de sağı solu, İnan tesisleri kadar çevrelenmemiş ve iyi ki varlığını sürdürüyor dedim kendi kendime. DSİ Bölge müdürlerinin ve iller Bankası bölge Müdürlerinin katkılarını elbette unutmuş değiliz.

Uzungöl’ü Uzungöl  yapan Dursun Ali inan, sadece bir kuru tesisle yapmadı bu işi, o kendi felsefesine uygun, kendince önemsediği özel sözleri de birer plakalar halinde, yaptığı tesisine asarak, insanlara adeta nasihat ediyor. Mütevazi kişiliğini nice insanları ağırlarken ki duruşunda hep gösterdi. Bakın o levhalarda neler yazıyordu;

“mücadeleden kaçanlar, mücadele edenlerden daha çok yara alırlar”, “kısaca anlatabilmek, yeteneğin kardeşidir”, “insanlar birbirlerini menfaatleri kadar severler”,  “korkaklar hiçbir zaman zafer anıtı dikememişlerdir”, “ Ağlayıp sızlamak, sabırdan daha yorucudur”, “Bu kadar insan gördüm içlerinden hiç biri Dünya’dan memnun değil, hiç biri de dünyadan gitmek istememektedir”,  “Eğer en yükseğe  ulaşmak istiyorsan  en aşağıdan başlamalısın”,  “yaşam ağır bir yük değil zaten uzun sürmeyecek”, “ Başını eğmek atlara yakışır, korkunuz korktuğunuza güç verir”, “ sözü altın olanların susuşu intihardır”, “neden iki kulağımıza karşılık bir dilimiz var biliyormusunuz, çok dinleyelim de az konuşalım diye”, “ne pahasına olursa olsun evlenin, karınız iyi çıkarsa mutlu olursunuz, kötü olursa filozof olursunuz”, “kadın kocasının delikanlılıkta sevgilisi, olgunluk çağında arkadaşı…devamı
için

Su Hayat, Çeşmeler, Hayrat’tır Karadeniz’ de..

Ağustos 18, 2011 Yorum yapın

Çeşme, Farsça bir kelimedir aslında,  “çeşm” sözünden geliyor. Bu söz Türkçede “göz”e karşılık olup, “su kaynağı” manasındadır. Türkçede suyun kaynağına “göze” veya “göz” dendiği gibi Farsça’da da çeşme denmektedir. Arapça’da da , pınara “ayn” deniyor. Ayn “göz” manasına geliyor. Ben Karadeniz deki çeşmelerden bir çeşni yapıyorum bu yazımda..görenler var görmeyenler var, belki görmek isteyenler olacaklar vardır. Suyu kaynağından içmek kadar zevkli ve keyif veren ne olabilir?.

 

Karadenizli bunu bilir ve onun için Karadeniz de vardır, her susadığınız bir yerde bir göze, bir oluk, bir kurun, bir çeşme veya tekneler kurma ve yapma geleneği. Kimilerinde oluklar taştan, kepçe misali, kimilerinde bir ağaçtandır hem oluk ve hem de yalaklar ya da tekneler. Su “aziz”dir, “hayat”tır ama oluklar, çeşmeler, kurunlar, tekneler hep hayrattır, hayatın bir parçası olarak  Karadeniz bölgesinde.

 

Çocukluğumuzda tanıdık gözeleri..hani yerden kaynayan, yer altından ufacık kumlarla birlikte suyun yer yüzüyle … devamı için http://www.karadenizolay.com/haber/728-cevre-ve-doga-su-hayat-cesmeler-ise-hayrattir-karadeniz-de.html

Categories: Aktüel haber Etiketler:, , , , , ,

Karadeniz’de bir karı-kocanın fotoğrafının hikayesi

Nisan 26, 2011 Yorum yapın

Makinayı elimde görünce “bize alaaddinle bir resim çek da” dedi. Bunu içten söylediğini anladım, Alaaddin eski tip sayılan Karadenizlilerdendi. Hani bilmeyenleriniz vardır diye tekrarlayayım, sevdiğine “aşkım, bitanem, cicim, gülüm” demek isteyen ama bunlardan hiç birini hiçbir zaman söyleyemeyen, baş başa kaldıklarında bile söylemeye kalksa da beceremeyen ve belki “gülünç” olmaktan  kendini eşinden de sakınmaya çalışan erkek tipi. Bizim teyzeoğlu Alaaddin..

“Tamam” dedim, söz verdim. Eşine aşık olan bir genç kadın, istiyor ki, nur topu gibi evlatlarına kocasıyla çekilmiş bir fotoğraflarını bıraksın, ölümlü dünya..Bir çok düğün ,dernek gezmiş olmalarına rağmen bir araya gelip te yan yana bir fotoğraf çektirememişler. Aslında Karadenizli genç kadın bunu çok istemiş olmasına rağmen Alaaddin’in  günümüze göre o biraz eski sayılan “huy”u veya alışkanlıkları yüzünden bir türlü gerçekleşmemişti. Aile büyükleri de vardı içerde, onların yanın damı olmalıydı bu fotoğraf diye düşündüm. Her şeyin açık olmasını, Allah’ın bildiğini kullarından gizlemenin çok da anlamlı olmadığını düşündüm ve olduğu gibi olayı kendi seyrine bıraktım. Ben sadece makinamı aldım ve onların yan yana düştüklerinde fotoğraflarını çekmek istedim.

 Seher ablanın ne olduğunu hala anlayamadığımız(!) Türk kahvesini bahane edip, o kahve servislerinin yapılması sırasında Alaaddin’in annesinin önünde eşiyle ilk kez fotoğraflarını çekecektim. Ama sadece Alaaddin’in annesi Hatun teyze yoktu orda ablası seher ve de onun “hafız abi” dediği…. devamı için http://www.karadenizolay.com/haber/419-aktuel-haber-karadeniz39de-bir-kari-koca-fotografinin-oykusu.html

Karadenizin yaylaları ve doğası

Haziran 25, 2009 Yorum yapın
Categories: Uncategorized

Check out my Slide Show!

Nisan 29, 2009 Yorum yapın
Follow

Get every new post delivered to your Inbox.

Join 760 other followers